Gündem

Dostun attığı gül yaralar beni…

14 Ocak 2019 . 11:38
Dostun attığı gül yaralar beni…

    Yer Eğitim Enstitüsü sene 1979…

    Ama

    Ayını hatırlamıyorum,

    Etrafımızı polis ve asker çevirmiş ve bizleri yüzüstü yere yatırmış, tüfeklerini ise bize doğrultmuşlardı.

    O anda bir şey oldu.

    Aramızdan bir ülküdaşımız ayağa kalktı askerin dur ihtarına rağmen fırladı ve basketbol potasının en tepesine çevik bir hareketle çıktı.

    Ve de

    Gür sesi ile Şeyh Şamil şiirini okumaya başladı.

    ‘Şamil Kafkas Dağları’nın hürriyet güneşidir.

    Şamil atalarımın öz be öz kardeşidir.’

    Kimdi bu?

    Trabzonlu Ülküdaşımız Alparslan Kaya.

    ***

    Polis ve asker tüfeklerini Alparslan’a doğru yöneltip ‘İn aşağı!’  diye seslendiler.

    Yüzüstü yatan ülkücüler ayağa kalktı.

    Ortalık inliyordu;

    ‘Milliyetçi Türkiye, Milliyetçi Türkiye!’

    Asker ve polis ne yapacağını şaşırmıştı.

    Alparslan çatıdan inmeden önce haykırdı;

    Rehber?

    Kuran!

    Hedef?

    Turan!

    Başbuğ?

    Türkeş.

    Ortalık yıkıldı.

    ‘Başbuğ Türkeş, Başbuğ Türkeş, Başbuğ Türkeş!’

    ***

    Zor günlerdi o günler,

    Sabah evden abdest

    Ve

    Anamızın babamızın helalliğini alarak çıktığımız,

    Bolu Merkezde Zeki Bük’ü, Ülkü Ocağı Başkanı Rahmi Aktaş’ı Düzce’de Mehmet Altun’u, diğer ülkücü şehitlerin yanına uğurladığımız,

    Bıyıklarımızın yeni yeni terlemeye başladığı,

    Ve

    Aşağı doğru uzatmaya çalıştığımız günlerdi.

    ***

    Ruhi Kılıçkıran ile başlayan 5 binin üzerinde şehidimiz,
    Evlat acıları ile yürekleri yanan babalarımız ve annelerimiz vardı bizim.
    Birbirlerine kavuşamayan sevdaların,
    Hapishaneleri Yusufiye yapanların,

    Ve
    İdam sehpasına vakur bir vaziyette çıkan

    Ve de

    Kendi taburesine kendisi tekme atan Bozkurtların acısını iliklerine kadar hissedenlerdik bizler.
    ***

    Bizim erişemediğimiz yüksek dağlarda, hangi yönden geldiğini hiçbirimizin anlayamadığı bir fırtına daha esti.

    Ve

    Savurdu her birimizi bir yana…

    Ve de

    Şimdi bir yanda Alparslan Kaya’lar, diğer yanda ise o dönemlerde Ülkü Ocakları Başkanlığı yapmış Recep Yıldız’lar, İbrahim Arslan’lar var.

    Ama

    Şartlar ne olursa olsun, dillerimiz de hala daha Alparslan Kaya Ülküdaşımızın tamamlayamadan inmek zorunda kaldığı Şeyh Şamil Şiiri var.

    ‘…Bu şarkılar, bu türküler,

        Türk’ü çağırır türküler.

        Taşar, kalpte yaşar ülküler.

        Allahü Ekber!’

    ***

    Herkes Pir Sultan’ı taşlayacaktır.

    Pir Sultan’ın asılmasını izleyemeye gelenler ellerine taş alıp atmaya başlarlar, ama hiçbir taş değmez Pir Sultan’a…

    Pir Sultan’ın musahibi, (arkadaşlık eden söyleşen)Ali Baba ‘da buyruğa uymak zorunda kalır, bir GÜL alır eline ve gizlice Pir Sultan’a fırlatır.

    Pir Sultan, Ali Baba’yı görür, incinir

    Ve

    Sultan Abdal’ım, canım göğe almaz

    Hak’tan emrolmaz, irahmet yağmaz,

    Şu ellerin taşı, hiç bana hiç değmez,

    İlle dostun attığı gül yaralar beni.’ Der.

    ***

    Yani

    Demem o ki;

    Şehit Yusuf İmamoğlu’nun midesinden çıkan son yediği SİMİDİ,

    İdam sehpasına çıkarılan yiğitlerin boyunlara takılmış olan İLMİĞİ,

    Mamak’ta C 5 ler de yapılan İŞKENCELERİ bilenler,

    Şartlar ne olursa olsun

    Birbirlerine GÜL bile atılmaması GEREKTİĞİNİ de iyi bilirler.

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.